Evde,İşte,Okulda YDS
YDS.NET BİR AKIN DİL EĞİTİM MARKASIDIR

İNGİLİZCE’Yİ BİLİNÇLİ ÖĞRENİN

Dil öğrenmek zordur. Ama imkansız değildir. Dil öğrenimine bakışınız doğru ise daha çabuk ve sağlıklı bir öğrenme süreci geçirirsiniz. Dil öğrenmek neden zordur? Aşağıdaki basit (?) cümleyi analiz ederek bunu anlatabiliriz. Diyelim ki temel gramer ve sözcük bilginiz var yada sözlüğünüz var! Şu Türkçe cümleyi İngilizceye çevirmek öğrenme sürecindeki bir kişi için acaba ne kadar kolay?

“Şirket zamanında gelmeye önem veriyor”

Cümlenin görünen anlamı
1) şimdiki zaman
2) vermek = give , önem = importance

=> The firm is giving importance to coming on time” (Görünenin İngilizcesi)

Bu cümle neden tatsız? Düzeltmek için ne yapılabilir :

1) Zamanında gelme için “punctuality” diye kelime var.

2) Şirket şu anda mı önem “veriyor” yoksa genel olarak mı veriyor? Genel olarak “veriyor” ise geniş zaman gerekir. => gives

3) Önem vermek “give importance” olabilse de “attach importance” daha yaygın. “Attach” sözcük anlamı olarak “eklemek, tutturmak” anlamında. Nasıl oluyor da bu sözcükle önem sözcüğü yan yana geliyor? Hangi sözcük kimle arkadaş, kime soğuk, kime düşman (collocation) bilmek gerekecek. Yoksa ilk okul mezunu bile olmayan biri sırf Turist kazıklamak yada tavlamak için öğrendiği basit gramerle -bir de sözlük alarak – bir sürü “chicken translation” yapar.

(Tavuk döner yerine yazılan bir saçma çeviri örneği). Aynı kişi “minced meat” “kıyma et” ifadesindeki past participle yapısını kavradıktan sonra “translated chicken” diye güya önceki hatasını düzeltir bir süre ve “çevirme / döner tavuk” ifadesini elde ettiği için sevinir.

Ben olsam yukarıdaki cümleyi şimdi şöyle yazardım.

=> The firm attaches importance to punctuality” (Doğal karşılık)

Bilinçsiz dil öğrenimi çok ölümcül sonuçlara da neden olabilmektedir. Şifalı bitkiler satan bir şirketin tanıtım broşüründe en son yabancıların anlaması (!) için şöyle denmiş :

Süzen poşet üstüne kaynar su ilave edilip, 2-3 dk. demlendikten sonra içilmesi tavsiye edilir.
Poşet who filter on boil water added, after 2-3 minute be steeped be advised.

Bu cümleden kimsenin bir şey anlayacağını sanmıyorum. Bu cümle bilinçli gramer öğrenimini aşağılayanlara da iyi bir cevap olur. Cümlede kimin eli kimin cebinde belli değil. Bilinçli gramer öğrenimi olmadan dilin doğal kullanıldığı ortamlara dalmak yüzme öğrenmeden okyanusa bırakılmak gibi bir şey. Patırdar durursunuz, yüzüyorum sanırsınız. Tabi ki boğulana kadar.

Peki İngilizceyi nasıl öğrenmeli? Tabi ki, belirli bir gramer düzeyine ulaştıktan sonra kelime öğrenmeli. Acaba bu kadar basit mi? Bir yemek için gereken malzemeler yemeğin kendisi değildir. Her malzeme belirli ölçüde, belirli sırayla tencereye atılır. Her birinin belirli bir pişme süresi vardır. En son gerektiği kadar baharat ve tuz atılır. Yağı suyu ayarlanır vs. Tencereye attığınız malzemeler kolaylıkla buharlaşıp kaybolmaz ama öğrendiğiniz sözcükler, kalıplar öğrenme şekliniz ve öğrendikten sonra ne yaptığınıza bağlı olarak uçup gidebilir. Peki ne yapmak gerekir?

Ben kelimeleri öğrenirken aslında tüm dili öğrendim. Bu nasıl oldu? Okuduğum malzemedeki önemli kelimeleri bir teksir kağıdına yazardım. Sonra sözlükten kelimenin yanına telaffuzunu, gerekli anlamlarını yazardım. Her anlam için örnek bir cümle yazardım. Sonra okuduğum malzemede kelimenin geçtiği cümleyi yazardım. Bir sayfa kelime dolunca okumayı keserdim. Her bir kelimeyi ellişer defa yazıp okurdum. Kelimelerin kullanıldığı bağlamı kavradıktan ve ezberledikten sonra teksir kağıdın arkadaki boş yüzeyine o kelimelerle KOMPOZİSYON yazardım. Şimdi dosyalar dolusu kompozisyonlarım var. Saçma demeyin yazın. İlk cümleyi yazın arkası gelir. Dili cümle üstü seviyede kullanın. Bu hem yeni sözcükleri hem de o güne kadar öğrendiğiniz diğer tüm kelimeleri ve gramer yapılarını pekiştirmenizi sağlar. Konusu çoğu zaman saçma pek çok kompozisyon yazdım. Ara sıra yazdığınız kompozisyonları teksir kağıtlarından okuyun. Kendi yazdığınız parçada bir sözcüğü anlamazsanız üzülmeyin. O sözcük arka sayfada vardı zaten… Yıllarca okudum yazdım.

Şimdi bu tekniği kullanmıyorum. Çünkü İngilizce’yi genel olarak öğrenme sürecini aştım. Sık sık okuyorum ve test hazırlıyorum. İngilizce öykü, roman, dergi ve gazete okumak çok önemli. Sadece gramer bilmek yetmiyor. Kelime listeleri ezberlemek sizi sadece sözlüğe çevirir. Dil bu değildir. Dili kavramak için bol okuyun ve keşfederek öğrenin. Türkçe’de ifade ettiğiniz bir şeyin İngilizcesini fark ettiğinizde hemen kaydedin ve çocuklar gibi sevinin. Okumak bize İngilizlerin dünyayı nasıl kavramsallaştırdığını öğretir. Okumadan hangi sözcüklerin birbiriyle arkadaş olduğunu öğrenemeyiz. Biz neden “kemiklerini kırarım” derken Azeri “sümüğünü sarkıtıram” diyor??? Biz neden “önem verirken” İngiliz “önem tutturuyor” (attach importance)??? Neden “engeli aşıyoruz” (override a hurdle) ama problemi çözüyoruz (solve a problem)??? Neden problemi aşmıyoruz (override a problem)??? Kulağa hoş gelmez – gayri-tabi dil kullanırız (unnatural language). Sözcüklerin arkadaşlıklarını (collocation), dil ve dil dışı bilginin gramer sistemiyle yoğruluşunu orijinal malzemeler okuyarak öğrenebiliriz. OKUMALIYIZ..

YAZMALIYIZ. Türkçe düşüncelerimizi İngiliz diline aktarmalıyız. Önce yanlış sonra daha doğru ve daha sonra daha da doğru. Doğru aktarmak için dinlemeliyiz ve okumalıyız. Geliştirmek ve muhafaza etmek için yazmalıyız ve tekrar etmeliyiz. Bir İngilizce cümlede kimin eli kimin cebinde bilmeden sınav kazanmaya çalışanlar var. Cümledeki ad öbeklerini, özel sözcük gruplarını, bağlaçları ve ilgeç öbeklerini göremeyen ve anlamlandıramayan ve ne yazık ki kendisi hiç yazamayan ve konuşamayan insanlar var. Bir yer isminden sonraki boşluğa hemen “where” yazanlar var. Efendim, yer ismini tanımlarken “where” konulacakmış. Boşluktan sonra özne olmadığını görmüyor musun? İşte bu insanlar KPDS ve YDS kursu alırken “Hoca, bize dil anlatma, işin ipuçlarını söyle diyen bir grup insan.” İşte en can sıkıcı grup. Adam KPDS den 30 almış; bir sonraki sınavdan 70 alsa yetermiş; İngilizce çalışmadan “özel stratejilerle” bu puanı nasıl alınabilirmiş? GEÇİNİZ. Yeterince İngilizce çalıştıktan sonra sınav soru tipleriyle ilgili stratejileri mutlaka öğrenin. Buna sözüm yok. Çünkü, soru tiplerini tanımak ve her soru tipindeki ipuçlarını çözme stratejilerini bilmek zaman kazandıracaktır.

BAŞKALARININ CÜMLELERİNİ SEYRETMEKLE YETİNENLER DİL ÖĞRENEMEZLER.

Sözüm, sadece test çözüp kendisi İngilizce bir cümle bile kurmayanlara. Test çözmek kişinin “alma / tanıma becerilerini” (Receptive Skills) geliştirir. Test çöze çöze yemeklerin nasıl yapıldığı öğrenilir ama hiç yemek yapma denenmez. Üniversite sınavı / KPDS sınavı da yemeğin nasıl yapılacağını soruyor zaten… Başarılı olursunuz bir ölçüde. Ama YDS sınavını kazanıp İngilizce bölümüne gittiğinizde sınavlarda, A B C D E işaretlemekten çok büyük bir olasılıkla en az paragraf düzeyinde dili kullanacağınız sorular olacak. Ne yapacaksınız? Test kitaplarını bilinçli kullanınız. Çözüp atmak yerine geçen kelime ve gramer kalıplarıyla yoğrulun. Üretici becerilerinizi (Productive Skills) geliştirin. Acaba kaçımız KPDS sınavında doğru yaptığımız sorularda geçen düzeye yakın dil üretebiliyoruz? Çeviri soru kökleri bize verilse ama seçenek verilmese kaçımız doğru çeviriyi yapabilir? Dil üretmiyoruz; başkalarının ürettiklerini seyrediyoruz. Resim yapmıyor; başkalarının resimlerini seyrediyoruz. Yemek yapmıyor, her türlü yemeğin nasıl yapıldığını ezberliyoruz. Lezzetli olan, yemek tarifleri değil yemeğin kendisidir.

Dile daha bilinçli yaklaşmanız dileğiyle.

M. Fatih Adıgüzel , yazar.

Bu konuyu paylaşın.